Türk’ün Son “Başbuğ”u
Yıl 1917, Kasım ayının 25. Günü. Ali Arslan adında bir yiğit Dünya’ya geldi. Kimse onun ileride milyonlarca kişinin arkasından gittiği “başbuğ” olarak nitelendirilen bir “kahraman”, bir “önder”, bir BAŞBUĞ olacağını tahmin etmiyordu… Türkler, Allah(c.c)’ın sevdiği ve yardım ettiği bir milletti. Henüz bir başbuğ gitmeden bir diğeri Dünya’ya gözlerini açmıştı. Başbuğ ****** devrimlerini yapacak ve ebediyete ayrılacak ülkedeki hainleri dize getirmekse “Ali Arslan”a kalacaktı. İlkokulunu “Lefkoşa” da tamamlayan son başbuğ öğretmeninin <<Senin adın Alparslan olsun, Sultan Alparslan gibi yiğit bir Türk ol>> sözleri ile artık “Alparslan”dı ve “TÜRKEŞ” soyadını almıştı. Askeri liseye başlayan Alparslan artık öz vatanına hasretten bıkmış ve İstanbul’a dönmüştü…
1944 yılı. Alparslan Türkeş, H.Nihal Atsız beğ ile tanışmış; Atsız beğin “Orkun” dergisine yazılar yolluyordu. H.Nihal ATSIZ dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye yaptığı suçlamalardan dolayı tutuklanınca ve Orkun dergisine yapılan aramalar sonucu Alparslan Türkeş’in yazıları ortaya çıkınca “Türkçülük ve Irkçılık” davası başlamış oldu. Sanıkların arasında Alparslan Türkeş beğ ve H.Nihal Atsız Beğler de bulunuyordu.
Takvimler 27 Mayıs 1960’ı gösteriyor. Radyoda bir kurt uluyor <<Bu gece itibariyle hava, kara, deniz kuvvetleri el ele vererek memleketin yönetimini ele almıştır.>> Genç kurt okuduğu bildiri ile darbeyi resmen ilan etmişti.
Her kahraman gibi Alparslan Türkeş de darbenin bedelini ödüyor ve Hindistan’a sürgün ediliyordu.
Yıl: 1969, Yer: CKMP(Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) Kongresi, Genel başkan: Alparslan Türkeş… Türkeş <<Bozkurtlarım…>> diyerek söze başladı. Alınan karar sonucu CKMP adı MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) olarak değiştirilecek sembolü de al zemin üzerine ak üç hilal olacaktı.
Son yıllarda hızla başlayan “komünist” ayaklanmalar ve çatışmalar son başbuğun canını sıkıyordu. Etrafına topladığı birkaç genci “komünizm” hakkında bilgilendirmeye başladı. Gençlerin sayısı hızla çoğalıyordu. İleride Sovyet KGB başkanın <<Dünya’yı ele geçirecektik ama daha yanı başımızdaki Türkiye’nin gençlik duvarını aşamadık>> diyeceği gençliği, ÜLKÜCÜ GENÇLİĞİ başbuğ işte bu buhranlı zamanda ortaya çıkarıyordu. Bu yolda birçok Şehid verilecek birçok işkenceler görülecekti.
Yıllarca süren mücadeleden sonra o gün gelip çatmıştı. 12 Eylül 1980. Tüm parti liderleri teslim olurken başbuğ saklanıyordu. Daha önceki yazıda da belirtmiştik tekrar geçiyoruz: Alparslan Türkeş(Allah rahmet eylesin) 12 Eylülde teslim olmamıştır. Oğlu Tuğrul Türkeş nedenini yine “Keşke Olmasaydı” adlı televizyon programındaki röportajında şöyle açıklıyor <<Babamı gelip öldürseler kimseye derdinizi anlatamazsınız. Paşa çıkar ve “polisle çatıştı, eli silahlıydı” derdi, olmayacak bir şey mi?>>
Alparslan Türkeş 12 Eylül de savcılara bir hukuk dersi vermiş tırnaklarını dahi kaybettiği bu davayı Allah katında kazanmışlardı…
Koca bir ömür satırlara sığar mı? Başbuğun hayatının özetinin özeti niteliğinde bir kitap olsa biz şuanda onun özetini yapıyor olurduk.
Ve sözün bittiği gün; 4 Nisan 1997
<<Kurtlar puslu havada,
Toplandı Ankara da;
Giden heybetli çınar,
Milyonlarsa arkada…
Yandı yürekleri yandı,
Yağan Kar ile sönmez;
Milyonlar bir ağızda,
Diyor “BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!”
Vatan millet aşkına,
Geçen çileli ömür;
Yatak yorganda değil,
Çınar ayakta ölür…
Yandı yürekleri yandı,
Yağan Kar ile sönmez;
Milyonlar bir ağızda,
Diyor “BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!”
Neyler Kerkük de Türkmen,
Türkistan neyler onsuz;
Sabır ver yüce Mevla’m,
Kaldık başsız ve kolsuz…
Yandı yürekleri yandı,
Yağan Kar ile sönmez;
Milyonlar bir ağızda,
Diyor “BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!”>>
Bizim Yiğitler
4 Ocak Ruhi Kılıçkıran ile bir Şehid kervanı açıldı. Ruhi en önde gidendi, kervanın başına gidiyordu… Arkasına ne yiğitler, ne kahramanlar takılacaktı.
<<Önkuzu, hey, Önkuzu; Önde giden ÖNKUZU… İnmeyecek bu bayrak; ölmedikçe son kuzu…>> Şehid Bozkurt, komünist militanlar tarafından kaçırılmış türlü türlü işkencelerden geçirilmiş, tüm kemikleri kırılmış, yetmemiş bisiklet pompası ile ciğerleri patlatılmış, bununda yeterli olmadığını düşünen insanlıktan nasibini almamış “hayvanlar” onu dördüncü katın balkonundan atarak şehitlik mertebesine yükseltmişlerdi. Bir hafta sonraki cenazesinden sızan kanları görenleri üzüntüye bir o kadar da hayrete düşürüyordu.
Şehid Süleyman Özmen’in tek suçu insanlıktı. Komünistlerin kaçırdığı arkadaşlarına ekmek getirmek isterken sırtından “kahpece” vurulmak suretiyle şehitler kervanına katılmıştı…
Şehid edilmeden önce bahçedeki ağacın altında son namazını kılan bozkurt Şehid YUSUF İMAMOĞLU kurşunlanarak şehid edildi. Yapılan otopsi sonucu 3 gündür aç olduğu orta çıkan kahramanın cebinden 35 kuruş çıktı...
12 Eylül idaresince hakkında idam kararı verilen Mustafa Pehlivanoğlu <<Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar; kellemi verdiğim bu yol zafere yakındır, zafer her zaman Allah’a inananlarındır>> yazarak şehitler kervanına katılmıştır.
Şehid Halil Esendağ Ve Selçuk Duracık “devletin verdiği haram paralarla alınmış kefenlerle” değil arkadaşlarından aldıkları helal paralarla idam edilmek istediler. Arkadaşlarından topladıkları paralarla bir kefen dahi alamadılar… Arkadaşlarının annelerinin gönderdiği nevresimleri cezaevi terzisine gönderen Halil Ve Selçuk terziden istedikleri gelinlikler ile şehitlik mertebesine ulaştılar. İdamda bulunan imam <<Bu çocuklar bu imana nasıl kavuşmuş>> diyecek <<Bana hiç evliya gördünüz mü diye sonralara “Evet, Halil ve Selçuğu gördüm” diyeceğim>> dediğini hiçbir ülkücü aklından çıkartmamalıdır.
Şehid Gün Sazak’ın katledilişinin tek sebebi “ülkücü” olmasıydı. Solcuların bile adını iftiharla söylediği Şehid Gün Sazak gelmiş, geçmiş tüm rüşvet sorunlarını çözmüş bir yiğit, kahraman; bakandı.
Şehitlerimizi unutmak ihanettir!
Unutanlara da hatırlatmak boynumuzun borcudur!
Bu yazımızda Son Başbuğ; BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’E ve ülkücü şehidlerimizin küçük bir kısmına değindik… Allah(c.c) onlardan razı olsun! Bir sonraki yazımızda Ülkücülerin istediği bir Türkiye ve Komünistlerin istediği bir Türkiye’yi örnekler ile karşılaştıracağız… Ve daha sonra da ülkücülerin istediği Türkiye’ye nasıl ulaşabileceğimizi tartışacağız inşallah…
25/01/2010
Kürşad BOZKURT